HUKUKİ MAKALELER

18.05.2026 Pazartesi
AV. KAZIM SERTKAYA
ARAÇ MAHRUMİYET BEDELİ (KİRA BEDELİ) TALEP EDİLECEĞİ YÖNÜNDE TARAFINIZA ULAŞAN HASAR DANIŞMANLIK FİRMALARINA İTİBAR EDİLMEMELİDİR
Araç mahrumiyet bedeli (kira kaybı) üzerinden yürütülen hasar danışmanlık faaliyetleri mağduriyetinizi katlamaktadır.

Son dönemde yaygınlaşan bir diğer hukuka aykırı uygulama ise, araç mahrumiyet bedeli (kira kaybı) üzerinden yürütülen hasar danışmanlık faaliyetleridir.

Şöyle ki; bir trafik kazası meydana gelmesi ve kusursuz veya az kusurlu tarafın aracının hasar görmesi neticesi aracın tamirde kalması halinde, tamirde geçen bu süre boyunca mağdurun aracını kullanamaması söz konusu olmaktadır. Nitekim eğer kasko kapsamında ikame araç temin edilmemişse, zarar gören kişinin bu süre için “araç mahrumiyet bedeli” talep etmesi hukuken mümkündür.

Uygulamada bu bedel, aracın sınıfına ve tamirde kaldığı süreye göre değişmekle birlikte Yargıtay uygulamasına göre azami olarak 2 haftayı geçmemek üzere günlük ortalama 1.000 TL – 2.000 TL civarında hesaplanmaktadır. Bu halde örneğin aracın bir hafta tamirde kaldığı bir durumda, yaklaşık 7.000 TL ile 14.000 TL arasında bir alacak söz konusu olabilmektedir.

Tam da bu noktada hasar danışmanlık firmaları devreye girmektedir.

Bu firmalar, zarar gören araç sahiplerini telefonla arayarak kendilerini çoğu zaman “sigorta yetkilisi” veya “sigorta vekili” gibi tanıtmakta ve bazen de aracın tamir olabilmesi için vekaletname verilmesi gerektiğini dahi ileri sürebilmektedirler. Oysa bu beyanlar gerçeği yansıtmamaktadır. Öyle ki bu kişilerin sigorta şirketleriyle herhangi bir resmi bağı bulunmamaktadır.

Bu yöntemle mağdurlardan noter aracılığıyla vekaletname alınmakta ve çoğu zaman bu vekaletname kapsamında “ahzu kabz” yetkisi de temin edilmektedir. Bu yetki, vekalet veren kişiler adına para tahsil etme ve çekme yetkisidir. Yani mağdur kişiler birkaç bin liralık bir alacak için, genel olarak verilen işbu ahzu kabz yetkisi dahilinde aslında tüm hesaplarından tahsilat yapılabilmesi yetkisini de tanımadığı kişilere devretmiş olmaktadırlar.

Özellikle belirtmek gerekir ki; aracın tamirde kaldığı süre kısa ise (örneğin birkaç gün gibi), elde edilecek bedel çoğu zaman bu şekilde alınacak riske değmeyecektir.

Bu süreçte yapılması gereken ise esasında çok basittir. Bu yönde bir alacağınız olduğuna inanmanız ve hukuki girişim başlatmak istemeniz halinde mutlaka güvenilir, yüz yüze görüşebileceğiniz bir avukata ulaşmanız, tüm süreç hakkında doğru ve güvenilir bilgi almanız mağduriyet yaşamanıza engel olacaktır. Sırf kendi menfaatleri uğruna mağdur kişileri hukuksuz bir şekilde telefonla arayarak bulan, kim olduğu belirsiz kişilere kesinlikle itibar edilmemelidir.

Unutulmamalıdır ki; bu kişilerin mağdurlara ulaşabilmesi, çoğu zaman kişisel verileriniz olan telefon ve kimlik bilgilerinizin hukuka aykırı şekilde ele geçirilmesi sonucu mümkün olmaktadır. Bu durum, yalnızca etik değil aynı zamanda ceza hukuku açısından da ciddi ihlaller içermektedir.

Nitekim uygulamada karşılaşılan bir olayda; müvekkilin kusurlu olduğu bir kazada karşı araç hasar görmüş ve hasar bedeli müvekkilin sigorta şirketi tarafından karşılanmıştır. Ancak karşı taraf, bir hasar danışmanlık firması aracılığıyla vekalet vererek müvekkil aleyhine yaklaşık 7.000 TL tutarında icra takibi başlatmıştır. Müvekkil, bu takibe itiraz edebilecekken ödeme yapmış ve sürecin kapandığını düşünmüştür.

Ne var ki, daha sonra farklı bir hasar danışmanlık firması tarafından aynı kişi yeniden aranmış ve bir kez daha vekaletname alınmıştır. Bu doğrultuda müvekkil aleyhine ikinci kez icra takibi başlatılmıştır.

Karşı taraf ile yapılan görüşmede ise, hasar danışmanlık firmasının kendisini aradığı, “sigorta işlemlerinin aksamaması” gerekçesiyle yeniden vekaletname verilmesi gerektiğinin ifade edildiği ve bu nedenle ikinci kez vekalet verdiği anlaşılmıştır.

Ancak aynı olay nedeniyle ikinci kez talepte bulunulması hukuka açıkça aykırı olduğundan, müvekkilin talebi üzerine ilgili kişi hakkında tazminat davası açılmıştır.

Sonuç olarak; tanınmayan kişilere güvenilerek vekaletname verilmemelidir. Gerçekten bu kişiler mağdurların menfaatini değil, kendi menfaatlerini gözetmektedirler. Oysa ki gerçek bir avukatın temel görevi, öncelikle müvekkilinin hukuki, maddi ve manevi menfaatlerini gözetmek ve korumaktır. Mağdur taraf olarak bu konuda özenli ve dikkatli olunmaması halinde var olan mağduriyetinizi artıracağınız, çok daha büyük zararlarla karşı karşıya kalabileceğiniz gerçeği kesinlikle unutulmamalıdır.