HAKSIZ FİİLDEN KAYNAKLANAN BORÇLARDA ZAMANAŞIMI;
Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca haksız fiilden kaynaklanan alacaklar kural olarak haksız fiili gerçekleştiren kişinin ve zararın öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve her hâlükârda haksız fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle birlikte zamanaşımına uğrar.
Ancak, aynı maddenin ikinci cümlesi gereği haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacağı ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımına tabi olan ve cezayı gerektiren bir fiilden kaynaklandığı takdirde alacak için iki ve on yıllık zamanaşımı süreleri değil cezayı gerektiren fiil için öngörülen zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Yani, eğer tazminat alacağı cezayı gerektiren bir fiilden doğduysa uygulanacak olan zamanaşımı süresi ceza hukukundaki dava zamanaşımı süresidir.
Bu nedenle, cezayı gerektiren haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacaklarında uygulanacak olan zamanaşımı süresinin tespit edilebilmesi amacıyla dava zamanaşımını düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 66. incelenmesi gerekmekte olup, bahsi geçen kanun maddesinde de dava zamanaşımının;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi beş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda on beş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl olduğu belirtilmiştir.
Nitekim, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2014/14181 Esas, 2015/1505 Karar sayılı, 28.01.2015 Tarihli ilamında “Borçlar Kanununun 60/II. maddesinde "....şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruruzaman tatbik olunur...." denilmek suretiyle zamanaşımı süresi için Ceza Kanununa atıfta bulunulmuş olup, anılan hükme göre tazminat davasının, ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımı süresine tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde, ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıktır. Kaldı ki bu maddenin uygulanması için, ceza davasında tazminat istenmesi gerekmediği gibi, eylemi işleyen hakkında ceza davası açılmış olması ya da mahkûmiyet kararı verilmiş olması da gerekli değildir. Sadece eylemin suç niteliğini taşıması yeterlidir. O halde olayda ceza zamanaşımı süresi dolmamış olduğundan mahkemece, işin esası incelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” şeklinde,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2018/1620 Esas, 2018/4690 Karar sayılı, 04.06.2018 tarihli ilamında “Somut olayda; davalı Belediyenin işleteni ve dava dışı ...’in sürücüsü olduğu kamyondan yola dökülen yanık yağın kayganlaştırdığı aynı yol üzerinde aracıyla seyir halinde olan davacılardan ...’nin kullandığı aracın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle her iki davacı yaralanmıştır. Kaza nedeniyle dava dışı ...’in taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ve karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçu ise olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nın 89. maddesinin 4. fıkrası kapsamındadır ve dava zamanaşımı süresi 5237 sayılı TCK’nun 66/e maddesi uyarınca 8 yıldır. Davaya konu trafik kazası 11/08/2010 tarihinde meydana gelmiş, faiz alacağına ilişkin eldeki dava ise 17/06/2015 tarihinde açılmıştır. Öte yandan faiz alacağının asıl alacaktan tamamen bağımsız bir davayla zamanaşımı süresi içinde talep edilmesi mümkün olup, haksız fiillere ilişkin tazminat faizinin de zamanaşımı süresi, asıl tazminatın zamanaşımı süresi kadardır. Buna göre, eylem için öngörülen uzamış ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl ve sürenin başlangıcının olay tarihi olduğu dikkate alındığında, dava tarihi olan 17/06/2015 tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır.” şeklinde,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2021/17-147 Esas, 2021/239 Karar sayılı, 09.03.2021 tarihli ilamında “Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 23.07.2008 tarihinde ...’ün sevk ve idaresindeki araç ile yaşanan tek taraflı trafik kazasında sürücü vefat etmiş, araç içinde bulunan yolcu da yaralanmıştır. Olayın meydana geliş şekli itibariyle ölen sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, eylem 5237 sayılı TCK’nın 85. maddesini değil, 89/2. maddesinde yer alan taksirle yaralama suçunu oluşturmaktadır. 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. ...’ün eyleminin TCK'nın 89/2. maddesinde düzenlenen ve taksirle yaralama olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; KTK'nın 109/2 maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.” şeklinde karar vererek haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacaklarında ceza hukukunda öngörülen ve yukarıda belirtilen dava zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerektiğine açıkça değinmiştir.
Bazı durumlarda ise kanunda öngörülen dava zamanaşımı süresi içerisinde kesin hüküm tesis edilemediği takdirde ceza davası zamanaşımı nedeniyle düşeceğinden kanun koyucu suçtan zarar gören kişilerin mağduriyetini engelleyebilmek amacıyla Türk Ceza Kanunu’nun 67. maddesini;
“Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı duracağı,
Bir suçla ilgili olarak; a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi, d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımı kesileceği,” şeklinde düzenleyerek zamanaşımı süresini uzatmaya çalışmıştır.
Ancak, kanun koyucu şüphelinin/sanığın da çıkarlarını koruyabilmek saikiyle, dava zamanaşımın kesilmesi durumunda dava zamanaşımı süresinin 66. maddede öngörülen sürelerin en fazla yarısı kadar uzayacağını açıkça belirtilmiştir.
Böylece, yukarıda belirtilen 67. madde doğrultusunda dava zamanaşımı süresi;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda en fazla kırk beş yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda en fazla otuz yedi yıl 6 ay,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda en fazla otuz yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda en fazla yirmi iki yıl 6 ay,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda en fazla on iki yıl olabilecektir.
Peki bu halde; Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacaklarında Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesinde belirtilen dava zamanaşımı süreleri uygulansa da bahsi geçen tazminat alacaklarında Türk Ceza Kanunu’nun 67. maddesi doğrultusunda hesaplanan uzamış dava zamanaşımı süreleri dikkate alınacak mıdır?
Doktrinde bazı yazarlarca ceza hukukunda öngörülen zamanaşımı süresinin borçlar hukukunda uygulanamayacağı, borçlar hukukundaki zamanaşamı hesabı için Türk Borçlar Kanunu’ndaki ilgili hükümlerin uygulanması gerektiği ifade edilse de bu konuda 12.1955 gün 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında “…Borçlar Kanununun altmışıncı maddesinin ikinci fıkrasıyla haksız fiilin ceza kanunları gereğince müddeti daha uzun zamanaşımına tabi bir suç teşkil etmesi halinde tazminat davasının, ceza zaman aşımına tabi olacağı ve ceza davasından önce zaman aşımına uğramayacağı yolunda sevkedilmiş olan hüküm, ceza davası devam ettiği müddetçe mutazarrırın sıfatını alarak ceza mahkemesinden tazminat talep edebileceği ve bu itibarla haksız fiilin Devlet tarafından takibi mümkün oldukça tazminat davasını kabul etmemenin manasız olacağı…” şeklinde hüküm kurulduğu için hukuk mahkemesindeki davalarda da uzamış ve yarı oranında artırılmış ceza zamanaşımından yararlanılması doğru olacaktır.
Nitekim, bu doğrultuda Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2017/1294 Esas, 2018/6177 Karar sayılı, 11.09.2018 tarihli ilamında da; “Somut olayda zararlandırıcı sigorta hadisesinin aynı zamanda olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nun 89. maddesinde belirtilen "Taksirle Yaralama" suçunu oluşturduğu ve aynı Kanunun 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, bu uzamış zamanaşımı süresinin ise (8+4 yıl olmak üzere) "12" yıl olduğu, buna göre ıslah tarihi olan 13/05/2016 tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı açıktır. Hal böyle olunca maddi tazminatın ıslahla arttırılan kısmının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.” şeklinde,
Yine Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2019/1084 Esas, 2019/5930 Karar sayılı, 08.10.2019 tarihli ilamında; “Somut olayda zararlandırıcı sigorta hadisesinin aynı zamanda olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nun 89. maddesinde belirtilen "Taksirle Yaralama" suçunu oluşturduğu ve aynı Kanunun 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, bu uzamış zamanaşımı süresinin ise kesilmelerle birlikte 8+4=12 yıl olduğu, buna göre ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı açıktır. Hal böyle olunca maddi tazminatın ıslahla arttırılan kısmının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.” şeklinde karar vererek ceza hukukunda öngörülen uzamış dava zamanaşımı sürelerinin Türk Borçlar Kanunu'nun 72/1. maddesi uyarınca haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacaklarına da uygulanması gerektiğine açıkça değinmiştir.
Tüm bu açıklamalar çerçevesinde kanun koyucu her ne kadar Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde, haksız fiilden kaynaklanan alacakların haksız fiili gerçekleştiren kişinin ve zararın öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve her hâlükârda haksız fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle birlikte zamanaşımına uğrayacağını belirtmiş olsa da, aynı kanun maddesinin ikinci fıkrasında cezayı gerektiren bir eylem sonucunda tazminat alacağı doğduğu takdirde ceza hukukunda tespit edilen zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği açıkça belirtildiğinden cezayı gerektiren fiilden kaynaklanan tazminat alacakları ceza hukukundaki dava zamanaşımı süresine tabi olacak, öyle ki yerleşik Yargıtay İçtihatlarında da kabul edildiği üzere haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacaklarına ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 67. maddesi uyarınca uzamış ve yarı oranında artırılmış olan dava zamanaşımı süreleri uygulanacaktır.
Makalenin tüm hakları yazarı Av. Enes TEPER'e aittir ve makale, yazarı tarafından (http://www.sertkayahukuk.com) internet sitesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.