Son yıllarda özellikle trafik kazası ve iş kazası mağdurlarını hedef alan “hasar danışmanlık” adı altında faaliyet gösteren yapıların sayısında ciddi bir artış gözlemlenmektedir. Bu yapıların faaliyetleri yalnızca etik açıdan değil, aynı zamanda hukuki açıdan da son derece sorunludur.
Zira kazanın hemen akabinde, henüz olayın şoku dahi atlatılamamışken, bu kişiler tarafından -her nasıl öğreniliyorsa- mağdurlara ya doğrudan hastanelerde veya yine hukuka aykırı bir şekilde ele geçirilmiş olan telefon numaraları aracılığıyla ulaşılmakta olup, bu durum tümüyle hukuka aykırıdır. Yine arayan bu kişiler çoğu zaman kendilerini avukat olarak tanıtmakta ya da avukatlarla bağlantılı olduklarını söyleyerek güven tesis etmeye çalışmaktadırlar. Oysa bu gerçek dışıdır. Öyle ki böylesi bir davranış Avukatlık mesleğinin temel ilkeleriyle açıkça çelişecektir ve mesleki eğitim almış gerçek bir avukatın bu şekilde iş sağlaması, yani mağdurları araması mümkün değildir.
Ancak buna rağmen hasar danışmanlık adı altında faaliyet gösteren yapıların gerçekte yaptıkları şey; mağdur ile avukat arasında aracılık faaliyeti yürütülmesi, yani kanunun açıkça yasakladığı bir sistem üzerinden müvekkil temin edilmesidir ki bu da avukatın doğrudan mağdurları aramasından farksız, avukatlık mesleğinin temel etik değerleriyle bağdaşmayan ve bir avukatın yapması yasak olan faaliyetlerdir.
Bu sürecin sonunda mağdur vatandaşlar, çoğu zaman ne ile karşı karşıya olduklarını tam olarak bilmeden, noterde geniş yetkiler içeren vekaletnameler düzenlemektedir. Bu vekaletnameler içerisinde yer alan “ahzu kabz” yetkisi ile, mağdur adına tahsil edilecek tazminatların doğrudan üçüncü kişiler tarafından alınabilmesinin önü açılmaktadır. Bazen ise durum daha vahim olabiliyor. Zira çıkarılan bu vekaletnameler ile malınızı devretme veya bankadaki paranızı çekme yetkisi dahi verebiliyorsunuz.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir diğer durum da, basit bir trafik kazası sonrası araçta meydana gelen hasar nedeniyle mağdurlara ulaşılarak “araçtan mahrum kalma” (kira kaybı) adı altında bir talep süreci başlatılacağının söylenerek bu kapsamda vekaletname alınmasıdır.
Ancak her durumda tüm bu süreçlerin sonunda mağdura oldukça düşük bir ödeme yapılırken, asıl kazanç vekaletnameyi temin eden yapı tarafından elde edilmektedir ki bu miktarlar bir avukatın müvekkili ile anlaşacağı yüzde oranlarıyla kazanabileceği miktarların da çok çok üstünde kalmaktadır.
Daha vahim olan ise, bazı durumlarda mağdurların hak ettikleri bedellere hiç ulaşamamasıdır. Zira mağdur; vekalet verdiği avukatı tanımamakta, kendisiyle hiçbir zaman yüz yüze gelmemekte ve süreci sağlıklı şekilde takip edememektedir. Bu durum, hem maddi kayıplara hem de telafisi güç mağduriyetlere yol açmaktadır.
Bu tür mağduriyetlerin önüne geçmek ise aslında son derece basittir. Bu şekilde zarar gören mağdur olan kişilerin yapması gereken çok açıktır. Mağdur kazazede, avukatlık mesleğinin temel kriteri olan özen yükümlülüğüne uygun olarak mesleğini icra eden güvenilir bir avukat arayışına girmeli, vekalet vereceği avukat ile muhakkak yüz yüze görüşmeli, vekil tayin ettiği kişiden gerekli bilgileri gerekirse yazılı olarak almalı, yani avukatın kim olduğunu bilmeli ve bu vesile arada hiçbir üçüncü kişi bulunmaksızın vekalet vereceği avukat ile doğrudan bir güven ilişkisi kurmalıdır.
Yukarıda da izah edildiği üzere telefonla veya üçüncü kişiler aracılığıyla yönlendirilerek, içeriği tam olarak anlaşılmadan verilen vekaletnameler, çoğu zaman geri dönülmesi zor sonuçlar doğurmaktadır.
Unutulmamalıdır ki; avukatlık, güven ilişkisine dayalı bir meslektir. Bu güven ilişkisi kurulmadan, yalnızca yönlendirme ile verilen vekaletler, mağduriyeti ortadan kaldırmak yerine çoğu zaman daha da derinleştirmektedir.